Müdelles

11 04 2007

İkinci kısma, yani gizli olan düşmeye gelince, buna da müdelles denir. Ravinin, kendisine hadisi rivayet eden şahsı isimlendi rmemesi, yahutta kendisine hadis rivayet etmeyen kimseden hadis işittiği vehmini vermesi dolayısıyle buna müdelles denilmiştir. Kelimenin aslı deles olup, alaca karanlık dediğimiz karanlık ile aydınlığın karışması manasına gelir.

Müdelles olan hadis, müdellis ile hadisi isnad ettiği kimse arasında karşılaşma ihtimalin in bulunduğuna delalet eden an ve kale gibi rivayet sığalarından biri ile nakledili r; fakat ne zaman ahbarana gibi açık ve kesin bir siga ile nak-ledilirse bu doğru değildir; çünkü yalan olur.

Kendisind e tedlis görülen kimsenin hükmü, eğer adil bir kişi ise, sahih olan görüşe göre, hadisi o şeyhten işittiğine kesinlikl e delalet edecek açık bir siga kullanmadıkça
rivayeti kabul olunmaz.
Keza murseli hafi denilen hadîsin hükmü de aynen müdelles gibidir. Mürseli hafi, muasırı olup ta birbirler iyle karşılaşmayan ve aralarında bir vasıta bulunan kimseden rivayet edilen hadistir. Müdelles ve mürseli hafi arasında çok ince bir fark vardır ve bunu şu şekilde açıklamak mümkündür; tedlis, kendisine mülaki olduğu bilinen kimseden rivayet eden şahsa aittir; fakat bu şahıs o kimsenin muasırı olur, fakat ona mülaki olup olmadığı bilinmezs e, rivayeti mürseli hafidir. Bu bakımdan, likaı şart koşmaksızın muasa-ratı tedlisin tarifine sokan kimse, mürseli hafi’yi de tarifin içinde zikretmiş olur. Aslında her ikisini de birbirind en ayırmak gerekir. Tedliste muasarata değil likaa da itibar edilip şart koşulduğuna, hadis alimlerin in, Ebu Osman en-Nehdi ve Kays İbn Ebi Hazini gibi muhadraml arın Rasulul-lah’dan (s.a.v.) rivayet ettikleri hadisleri n tedlis değil mürseli hafi kabilinde n olduğu üzerindeki ittifakla rı da delalet eder. Eğer tedliste mücerred muasaratl a iktifa edilmiş olsaydı, bu muhadraml ar müdellis sayılırlardı; çünkü bunlar, Rasumllah’a (s.a.v.) kesinlikl e muasarat etmişlerdir; fakat ona mülaki olup olmadıkları bilinmeme ktedir. Tedliste lika’ı şart koşanlar arasında eş-Şafi’i ve Ebu Bekr el-Bezzar da vardır. El-Hatib’in Kifaye adlı kitabındaki sözü de bunu iktiza eder. Esasen doğru olan görüş de budur.
Ravi ile şeyh arasındaki mülakatın yokluğu, ravinin bunu kendisind en haber vermesiyl e, yahut buna muttali bir imamın açıklamasıyle bilinir. Şu var ki, hadisin bazı turukun-da ravi ile şeyh arasındaki ravi fazlalığı, mezidten olması ihtimali dolayısıyle tedlisle hükmetmeye kafi gelmez ve bu şekilde ittisal ve inkita ihtimalin in bulunması dolayısıyle de kesin bir hüküm vermek mümkün olmaz. El-Hatibu’1-Bağ-dadi, bu konu ile ilgili olarak Kitabu’t-Tafsil li mubhemi’l-merasil ve Kitabu’l-Mezid fi muttasıli’l-esanid’i tasnif et-mistir.
Haberleri n merdud sayılmalarına sebep olan ravi düşmesiyle ilgili kışım burada son bulmaktadır.
Diğer bir kısım ise, ravisi ta’n edilmiş haber olup bu da merdud haberlerd endir.

Ta’n, kadh yönünden birbirind en şiddetli on şekilde -olur. Bunların beşi adelete, beşi de zabta taalluk eder. Burada maslahat icabı, bir kısmı diğerinden ayırarak izahına itina gösterilmemiş, f akat ta’n çeşitlerinin en şiddetli olanlara göre tertibi uygun görülmüştür. Çünkü, reddi gerektirm ek yönünden, en şiddetli olanın başa alınmasının ve derece derece aşağı inilmesin in daha faydalı olduğuna şüphe yoktur.

Ta’n ya Rasululla h’uı (s.a.v.) hadisinde, ravinin onun söylemediği birşeyi kasden ondan rivayet ederek yalan söylemesiyle olur; yahut ta bu hadisin yalnız bu ravi cihetinde n rivayet edilmesi ve İslam’ın malum kaideleri ne aykırı olması dolayısıyle, ravinin yalancılıkla itham edilmesi şeklinde olur. Rasululla h (s.a.v.)’ın hadisleri nde yalanı görülmese bile, sair konuşmalarında yalancılığı ile tanınan kimseler de böyledir ve hadiste yalancılıkla itham olunurlar; ancak bu kısım, birinci kısmın dışındadır.

Yahutta ravi, hatasının çokluğu, gafleti, küfür derecesin e varmayan fiil ve sözlerinden dolayı fışkı yönünden ta’n edilir. Fısk ile kizb arasında umum husus mevcut olup, her türlü kızb, fısk olduğu halde her fısk, kizb içine girmez. Burada kizb, fısktan ayırtedüerek zikredilm iştir; çünkü bu ilimde kizb ile ta’n çok daha şiddetlidir. îtikad yönünden fısk ise, ileride ayrıca zikredile cektir.

Ta’n sebebleri nden biri, ravinin vehmi olup tevehhüm yolu ile rivayet etmesidir . Bir diğeri, ravinin sika olan ravile-re muhalif rivayetid ir. Bir başka ta’n sebebi, ravinin cerh ve ta’dil yönünden bilinmeme si dolayısıyle cehaleti, yani meçhul kalmasıdır. Bir başkası ravinin bid’atıdır. Bid’at, Rasu-lullah’dan bilinen dinle ilgli bir hususun hilafına sonradan ihdas olunan birşeye itikad etmektir; ancak bu itikad inad-lıkla değil, bir nevi şüphe üzerinedir. Nihayet ta’n sebepleri nin sonuncusu, ravinin su-i hıfzı, yani kötü hafıza sahibi olmasıdır. Bu da hadisteki hatasının sevabından çok olmasından ibarettir .

İşte, yukarıda zikredile n on çeşit ta’n sebebinde n her biriyle muttasıf raviler tarafından nakledile n hadisler, bu vasıflara uygun ayrı ayrı isimler alırlar.


İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: