CİLD 7

11 04 2007

Sahihi Buhari Fihristi 

CİLD 7

KİTÂIHT BEDİ’L-HALK’IN DEVAMI (Allah’ın Mahlûkları İlk Yaratışı Kitâbı’nın Devamı)
3-Bâb. Yıldızlar hakkında (gelen şeyler)……… ……… ……… ……… ……… ..   3013
4- Güneş’in ve Ay’ın bir hesâb ile (er-Rahmân: 5) sıfatlanışlan(mn lef-sîri) babı…………………………………………………………………………………….   3015


5-Yüce Allah’ın şu kavli hakkında gelen şeyler babı: “O, rahmetini n
önünde rüzgârları bir müjdeci olarak gönderendir…” (el-Furkaan: 48)    3020
6-AUah’ın salavâtı üzerlerine olsun, melekleri n zikri babı……………..   3022
7-Bâb: “Sizlerden biri Âmin dediği zaman melekler de semâda (Âmin deseler de) her ikisi birbirine denk düşerse, o kimsenin geçmiş günâhları mağfiret edilir”……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… .   3038
8-Cennetin sıfatı ve yaratılmış (yânî şimdi mevcûd) olduğu hakkında
gelen şeyler babı………………………………………………………………………..   3048
9-Cennet kapılarının sıfatı babı……………………………………………………..   3058
10-Cehennemin sıfatı ve yaratılmış olduğu babı………………………………   3059
11-tblîs’in sıfatı ve askerleri nin beyânı babı…………………………………….   3066
12-Cinlerin varlığının, sevâb ve ikaablan olduğunun zikri babı……….   3084
13- Azîz ve Celîl olan Allah’ın şu kavli babı: “Hatırla o zamanı ki, cinnler-den bir taifeyi Kur’ân dinlemele ri için sana doğru çevirmiştik. İşte bunlar onun huzuruna gelince birbirine: Susun, dinleyin, demişler; okunması bitirilin ce de (kendileri ni azâb ile) korkutmay a me’mûr olarak kavimleri ne dönmüşlerdir: Ey kavmimiz, dediler; hakikat biz Mû-sâ’dan sonra indirilmiş olan, kendinden öncekileri tasdik eden, hakka ve doğru yola ileten bir kitâb dinledik. Ey kavmimiz, Allah’ın da’vet-çisine icabet edin, ona îmân edin ki, Allah sizin günâhlarınızdan bir
3486/Sahîh-i Buhârî ve Tercemesi
kısmım mağfiret etsin, ve sizi acıklı bir azâbdan kurtarsın. Kim Allah’ın da’vetine icabet etmezse o yeryüzünde (Allah’ı) âciz bırakacak •  değildir. Onun Allah’tan başka hiçbir yardımcıları da yoktur. Onlar apaçık bir sapıklık içindedirler” (el-Ahkaaf: 29-32)……… ……… ……   3086
14- Yüce Allah’ın şu kavli babı: “Orada herbir canlıdan yaydı” (el-Bakara:
164; Lukmân: 10)  ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……..   3087
15-Bâb: “Müslümânm hayırlı malı koyundur; müslümân kişi, koyunu dağ
başlarına götürür”……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ………    3088
16-Bâb: “Yeryüzünde gezen hayvanlar dan beş nev’i fâsıklardır ki, bunlar Harem içinde öldürülürler”……… ……… ……… ……… ……… ■……… ……   3094
17-Bâb: “Sizden birinizin içeceği içine sinek düştüğü zaman, o kişi, sineği içecek şeyin içine bıraksın. Çünkü sineğin iki kanadının birinde hastalık, diğerinde şifâ vardır”……… ……… ……… ……… ……… ……… ……   3097
60-KİTÂBU’L-ENBİYÂ ; (Aleyhümı’s-salâtu ve’s-selâm) İSİ 1                (154 Hadîs)                 4
1-Adem (Allah’ın salavâtlan üzerine olsun) ile zürriyetinin yaratılmaları babı…………………………………………………………………………………………   3102
2-Yüce Allah’ın şu kavli babı: “Hani Rabb’in meleklere: Muhakkak ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım, demişti. Melekler de: Biz seni ham-dinle tesbîh ve seni takdîs edip dururken orada bozguncul uk edecek, kanlar dökecek kimse mi yaratacak sın? demişlerdi. Allah da: Sizin bilmeyeceğinizi herhalde ben bilirim, demişti” (el-Bakara: 30)…..   3103
3-Bâb: “Ruhlar (sınıf sınıf) toplanmış cemâatlerdir”……… ……… ………    3114
4-Azîz ve Celîl olan Allah’ın şu kavli babı: “And olsun Nuh’u kavmine peygamber gönderdik de; Ey kavmim, Allah’a kulluk edin. Sizin O’-ndan başka hiçbir tanrınız yoktur. Ben büyük bir günün üstünüze (gelecek) azabından cidden korkuyoru m, dedi. Kavminden ileri gelenler de şöyle dedi: Biz seni hiç şübhesiz apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz. (Bunun üzerine Nûh) dedi ki: Ey kavmim, bende hiçbir sapıklık yoktur. Fakat ben kâinatın Rabb’inden (gönderilmiş) bir peygamber im. Size Rabb’imin vahyettik lerini tebliğ ediyorum, sizin iyiliğinizi istiyorum . Size o korkunç akıbeti haber vermek için, korunmanız için ve belki (o sayede) rahmete kavuşturulmanız için kendinizd en bir adam (vâsıtasiyle) Rabb’inizden size bir ihtar geldi diye taaccüb mü ettiniz? Bunun üzerine onu yalanladılar. Biz de kendisini ve beraberin de gemide bulunanla rı selâmete erdirdik, âyetlerimizi yalan sayanları (tûfân ile) boğduk. Çünkü onlar (kalb gözleri) kör olan bir kavim idiler” (el-A’râf: 59-64)……… ……… ……… ……… ……… ……… .   3115
5-Yüce Allah’ın şu kavli babı: “Hakikat biz Nuh’u kavmine, kendileri ne elem verici bir azâb gelmezden evvel kavmini korkut diye gönderdik.
İçindekiler/3487
Dedi ki: Ey kavmim, muhakkak ki, ben sizi (başınıza gelecek azâbdan) apaçık korkutan bir peygamber im. Allah’a kulluk edin. O’ndan korkun. Bana da itaat edin diye (gönderildim). Tâ ki Allah sizin gö-nâhlannızdan bir kısmını mağfiret etsin, sizi mukadder bir müddete kadar geciktirs in. Şübhe yok ki, Allah’ın ta’yîn ettiği müddet gelince geri bırakılmaz. Eğer bilseydin iz. Dedi: Ey Rabb’im, ben kavmimi hakîkaten gece gündüz da’vet ettim. Fakat benim da’vetim, kaçmalarından başka (birşey) artırmadı. Hakikat ben, senin kendileri ni mağfiret etmen için onları ne zaman da’vet ettimse, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiseler ine hüründüler, ayak dirediler, büyüklük tasladılar da tasladılar. Sonra ben onları hakîkaten en yüksek ses(im)le çağırdım. Sonra da onları hem i’lân ederek da’vet ettim, hem kendileri ne gizli gizli söyledim. Artık dedim, Rabb’inizden mağfiret dileyin. Çünkü O çok yarlığayıcıdır. (O sayede) O, üstünüze bol yağmur salıverir. Sizin mallarınızı, oğullarınızı da çoğaltır; size bağlar, bostanlar verir; size ırmaklar akıtır. Ne oluyor size ki, Allah’ın sizi bir vakaar (ve şeref sahibi yapmasını) emel edinmezsi niz? Hâlbuki O, sizi hakîkat türlü türlü tavırlar(hâller)la yaratmıştır. Görmediniz mi, Allah yedi göğü birbiriyl e âhenkdâr olarak nasıl yaratmış? Onlann içinde Ay’ı bir nûr yapmış, Güneş’i de bir kandil (olarak) asmıştır. Allah sizi yerden ot (gibi) bitirdi. Sonra sizi yine onun içine döndürecek, sizi (yeni) bir çıkarışla (tekrar) çıkaracak. Allah yeri sizin için bir döşek yapmıştır, onun geniş yollarında gezip dolaşınız diye. Nûh dedi: Ey Rabb’im, hakîkat onlar bana isyan ettiler. Mal(lar)ı ve evlâd(lar)ı (kendileri nin) hus-rân(m)dan başkasını artırmayan kimselere uydular. Bunlar da büyük hîleler (dolaplar, mel’ânetler) yaptılar. (Halk tabakasına) Sakın taptıklarınızı bırakmayın. Hele “Ved”den, “Suvea'”dan, “Yeğûs”tan, “Ye-ûk”tan ve “Nesr”den zinhar vazgeçmeyin, dediler. Hakîkaten onlar birçoklarını baştan çıkardılar. Sen (ey Rabb’im), o zâlimlerin şaşkınlığından başka şeylerini artırma. Bunlar günâhlarından dolayı suda boğuldular. Ardından da (büyük) bir ateşe atıldılar. O vakit kendileri için Allah’tan başka yardımcılar da bulmadılar. Nûh şöyle demişti: Ey Rabb’im, yer(yüzün)de kâfirlerden yurt tutan hiçbir kimse bırakma! Çünkü eğer sen onları bırakırsan, kullarını yoldan çıkarırlar. Kötüden, öz kâfirden başka da evlâd doğurmaz(lar). Ey Rabb’im, beni, anamı, babamı, îmân etmiş olarak evime giren kimseleri, (kıyamete kadar gelecek) erkek mü’minleri ve kadın mü’minleri Sen yarlığa. Zâlimlerin helakinde n başka bir şeyini de artırma” (Nûh: 1-28). “Onlara Nuh’un kıssasını oku. Hani o, kavmine demişti: Ey kavmim, eğer benim (aranızda) duruşum, Allah’ın âyetleriyle öğüt verişim size ağır geliyorsa (ne diyeyim), ben ancak Allah’a dayanıp güvenmişimdir. Siz ve ortaklarınız da artık toplanıp ne yapacağınızı kararlaştınn. Bilâhare bu işiniz size hiçbir tasa olmasın. Sonra hükmünüzü bana icra edin, bana mühlet de vermeyin. Eğer (benim öğütlerimden) yüz çeviriyorsanız ben sizden (bu hususta zâten) hiçbir mükâfat istemedim . Benim mükâfatım Allah’tan başkasına âid değildir. Ben (O’nun emrine boyun eğen, O’ndan başkasından hiçbir ümîd beslemeye n) müs-lümânlardan olmamla emrolundu m. Yine onlar kendisini tekzîb ettiler. Biz de hem onu, hem gemide beraberin de bulunan kimseleri selâmete erdirdik ve bunları (yeryüzünde) halîfeler yaptık. Âyetlerimizi yalan sayanları ise suda boğduk. Bak korkutula nların sonu nice olmuştur” (Yûnus: 71-33)……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……    3117
6-Bâb: “Ve İlyâs da şübhe yok ki, gönderilmiş peygamber lerdendi. O vakit kavmine şöyle demişti: Siz (Allah’tan) korkmaz mısınız? O en güzel yaradanı sizin de, evvelki atalarınızın da Rabb’i olan Allah’ı bırakıp da Ba’l’e mi tapıyorsunuz? Fakat bunlar onu tekzîb ettiler. Şüb-i; hesiz bunlar da elbette (cehenneme) izhârsn getirilen lerdendir . Allah’ın ihlâsa erdirilmiş kulları (bunlardan) müstesna. Biz ona sonra gelenler içinde (iyi bir nâm) bıraktık. (Bizden) selâm İlyâs’a. Şübhe yok ki, biz iyi hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız. Hakikat o, mü’min kullanmızdandı” (es-Sâffât: 123-132)……… ……… ……… ..   312
7-İdrîs aleyhi’s-selâmın zikri babı…………………………………………………..   312
8-Yüce Allah’ın şu kavli babı: “Âd’a da biraderle ri Hûd’u (gönderdik): Ey kavmim, dedi, Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir tanrımız yok. Siz (Allah’a karşı) yalan düzenlerden başka kimseler değilsiniz. Ey kavmim, ben buna (bu teblîğime) nıukaabil sizden hiçbir ücret istemiyor um. Benim mükâfatım beni yaratanda n başkasına âid değildir. Hâlâ akıllanmayacak mısınız? Ey kavmim, Rabb’inizden mağfiret isteyin. Sonra yine O’na tevbe edin ki, üstünüze gökten bol bol (feyzini) göndersin, kuvvetini ze daha fazla kuvvet katsın. Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin. Dediler ki: Ey Hûd, sen bize açık bir mu’ci-ze getirmedi n. Biz de senin sözünle tanrılarımızı bırakıcı değiliz. Sana inanıcılar da değiliz. Biz, tanrılarımızdan kimi seni fena çarpmış demekten başka birşey söylemeyiz. (Hûd) dedi: Allah’ı hakîkî şâhid gös-* teririm ve siz de şâhid olun ki, ben sizin Allah’ı bırakıp da O’na ortak tutmakta devam ettiğiniz şeylerden kafiyen uzağım. Artık bana top-yekûn istediğiniz tuzağı kurun, sonra bana mühlet de vermeyin. Şüb-%’ hesiz ki ben, kendimin de sizin de Rabb’iniz olan Allah’a güvenip dayandım. Yürür hiçbir mahlûk hâriç olmamak üzere hepsinin alnından tutan O’dur. Benim Rabb’im hakîkaten doğru bir yol üzerindedir. Eğer şimdi yüz çevirirseniz (ne diyeyim), ben size ne ile gönderilmiş-sem, işte size onu teblîğ ettim. Rabb’im sizin yerinize diğer bir kavmi getirir de ona hiçbir şeyle zarar yapamazsınız. Şübhesiz ki, benim Rabb’im, herşeyin üstünde bir nigehbândır. Vaktâ ki, azâb emrimiz geldi, Hûd’u da, maiyyetin deki mü’minleri de bizden bir rahmet olarak selâmete erdirdik, onları ağır azâbdan kurtardık. İşte Âd (kavmi)! Onlar Rabb’lerinin âyetlerini bilerek inkâr ettiler, peygamber lerine âsî oldular, inatçı her zorbanın emri ardınca gittiler. Onlar bu dünyâda
■ da, kıyamet gününde de la’net cezasına tâbi’ tutuldula r. Haberiniz ol-
. sun ki, Âd kavmi, Rabb’lerine küfrettiler. Gözünüzü açın ki, Hûd’un kavmi olan Âd’a (ilâhî rahmetten ebedî) uzaklık verildi” (Hûd: 50-60) “Ad’ın biraderin i -ki ondan evvel de, ondan sonra da birçok peygam-
. berler gelip geçmişti- hatırla. Hani o, Ahkaaf’taki kavmini: Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Hakîkat ben üzerinize gelecek büyük bir
– günün azabından korkuyoru m, diye tehdîd etmişti. Dediler ki: Sen bize tanrılarımızdan döndürmen için mi geldin? Öyleyse bizi tehdîd etmekte olduğun şeyi, eğer doğru söyleyenlerden isen, getir bize. (Hûd)
: dedi: İlim ancak Allah nezdinded ir. Ben size gönderildiğim şeyi teblîğ ediyorum. Bununla beraber ben sizi bilmezler güruhu olarak görmekteyim. Artık vaktâ ki onu, vadilerin e doğru gelen bir bulut hâlinde görmüşlerdi. Dediler ki: Bu bize yağmur verici bir buluttur. (Hûd:) Hayır, bu, çarçabuk gelmesini istediğiniz şeydir; bir rüzgârdır ki, onda
elem verici bir azâb vardır. O, Rabb’imin emriyle helak edecektir, dedi. İşte onlar o hâle geldiler ki, meskenler inden başka birşey görünmez oldu. İşte günahkârlar güruhunu biz böyle cezalandırırız. And olsun ki size bile vermediğimiz cihetlerd en biz onlara kudret vermiştik. Onlara kulaklar, gözler, gönüller de vermiştik. Fakat ne kulakları, ne gözleri, ne gönülleri onlara hiçbir şeyle fâide vermedi. Çünkü onlar Allah’ın âyetlerini bilerek inkâr ediyorlar dı Nihayet eğlenegel-dikleri şey çepçevre kendileri ni kuşatıverdi” (eUAhkaaf: 21-26) …   3129
9-Azîz ve Celîl olan Allah’ın şu kavli babı: “Âd’a gelince: Onlar da uğultulu, azgın bir fırtına ile helak edildiler . Allah onu yedi gece, sekiz gün ardı ardınca üzerlerine musallat etti. Öyle ki (eğer sen de hâzır olsaydın) o kavmin bu müddet içinde nasıl ölüp yıkıldığını görürdün. Sanki onlar, içleri bomboş hurma kütükleri idiler. Şimdi oYılardan bir kalan görüyor musun?” (el-Hâkkaa: 6-8)……… ……… ……… ……… …….   3132
10-Ye’cûc ve Me’cûc kıssası ile Yüce Allah’ın şu: “Onlar dediler ki: Yâ Ze’1-Karneyn, hakîkat Ye’cûc ve Me’cûc (bu) yerde fesâd cıkaran(ka-bîle)lardir. Bizimle onların arasına bir sedd yapman üzerine sana bir vergi verelim mi?…” (el-Kehf: 94) kavli babı………………………………   3135
11-Yüce Allah’ın şu kavilleri babı: “İyilik yapan olarak kendisini Allah’a teslim eden, İbrahim’in Allah’ı bir tamyıcı dînine tâbi’ olan kimseden daha güzel dînli kimdir? Allah, İbrâhîm’i bir dost edinmiştir” (en-Nisâ: 125). “Hakîkaten İbrâhîm (başlı başına) bir ümmetti; Allah’a itaatkârdı, bâtıl dînlerden uzak bir muvahiddi . O, hiçbir zaman müşriklerden olmamıştır. O, Allah’ın ni’metlerine şükredendi, Allah onu seçmiş, .. kendisini doğru bir yola iletmişti. Biz ona dünyâda bir güzellik vermiştik. Şübhesiz ki o, âhirette de mutlakaa sâlihlerdendir. Sonra sa-na: Muvahhid bir müslümân olarak İbrahim’in dînine uy. O, hiçbir zaman müşriklerden olmadı, diye vahyettik” (en-Nahl; ,120-123). “ibrâhîm cidden pek çok tazarru’ ve niyaz eden, gerçekten sabırlı bir zât idi” (et-Tevbe: İH)……… ……… ……… ……… ……… ……… ….”■■■’……… ..  ‘3141
12-Bâb: “Yeziffûne” (es-Sâffât: 94) “Yürüyüşte sür’at eylemek”tir .:…   3151
13-Bâb: Azîz ve Celîl olan Allah’ın şu kavli: “Onlara İbrâhîm’in konularını da haber ver: Hani ‘Biz sizden endîşe edicileri z’ demişti. Dediler ki: ‘Korkma, hakîkat biz sana çok bilgin bir oğul müjde ediyoruz’. ‘Bana’ dedi, ‘İhtiyarlık çökmüşken (nasıl olup da) müjde verdiniz? Bu tebşîri neye dayanarak yapıyorsunuz?’ Dediler: ‘Seni hakk olarak muş-tuluyoruz. O hâlde sakın ümîdini kesenlerd en olma’. (İbrâhîm:) ‘Rabb’imin rahmetind en sapıklardan başka kim ümîdini keser?’ dedi. ‘Ey elçiler, daha işiniz nedir?’ dedi. Dediler: ‘Gerçek biz günahkârlar güruhuna gönderildik. Şu kadar ki, Lût ailesi bunların dışındadır. Biz onların hepsini muhakkak kurtarıcılarız. Karısı başka. Biz onun mutlakaa neride kalanlar arasında bulunmasını takdîr ettik…” (el-Hıcr: 51-60)……… ……… ……… ……… ……… …..:……… ……… ……… ……… ……… …..
14-Yüce Allah’ın şu kavli babı: “Kitâb’da İsmâîl’i de an. Çünkü o, sözünde sâdıktı, rasûl bir peygamber dir. Kavmine namazı, zekâtı emrederdi . Rabb’i nezdinde rızâya ermişti o.” (Meryem: 54-55)……… …   3172
15-İbrâhîm’in oğlu İshâk’ın kıssası babı……………………………………………   3173
16-Bâb: “Yoksa ölüm Ya’kûb’un önüne geldiği vakit siz de orada hazır mıydınız? (Hayır) o, oğullarına: Benden sonra neye ibâdet edeceksin iz dediği zaman onlar: Senin Tanrı’na ve babaların İbrahim’in, İsmail’in, İshâk’ın bir tek tanrı olan Allah’ına ibâdet edeceğiz. Biz ona teslim olmuş müslümânlanz, demişlerdi” (el-Bakara: 133)……… …   3174
17-Bâb: “Lût’a da (peygamber lik vermiştik). O zaman kavmine şöyle de-p  misti: Siz gözünüz göre göre hâlâ o kötülüğü yapacak mısınız? Gerçek, siz kadınları bırakıp da şehvetle mutlakaa erkeklere yanaşacak mısınız? Hayır, siz beyinsizl ikte devam edegelen bir kavimsini z. (Bu-         ‘ “j na karşı) kavminin cevâbı: Lût Hânedâm’nı memleketi nizden çıkarın. Çünkü onlar temizliğe zorlar insanlardır, demelerin den başka (bir-*’■  şey) olmadı. Bunun üzerine biz de hem onu, hem geri kalanlard an olmasını takdir etliğimiz karısından başka bütün hanedanını kurtar-Si dik. Onların üstüne öyle bir yağmur yağdırdık ki… Ne kötü idi inzâr
edilenler in yağmuru” (en-Neml: 54-58)……… ……… ……… ……… ………    3175
18-Bâb: “Vaktâ ki elçiler Lût ailesine geldi. Lût dedi ki: Herhalde siz tanınmamış bir zümresiniz. Onlar da: Hayır, dediler. Biz sana onların, ‘    hakkında şekk etmekte oldukları şeyi getirdik. Sana hakk ile geldik.
Biz şübhesiz doğru söyleyenleriz…” (el-Hicr: 61-64)……… ……… …..   3176
19-Yüce Allah’ın şu kavli babı: “Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki: ‘Ey kavmim, Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir tanrınız yoktur. Size Rabb’inizden apaçık bir mu’cize gelmiştir. İşte size bir alâmet olmak üzere Allah’ın şu dişi devesÜ’Onu bırakın, Allah’ın arzında otlasın. Ona bir fenalıkla dokunmayın. Sonra sizi acıklı bir azâb yakalar. Düşünün ki, Allah sizi Âd’den sonra hükümdarlar yaptı. Yeryüzünde sizi yerleştirdi. Ovalarından köşkler yapıyor, dağlarından evler yontuyors unuz. Artık hepiniz Allah’ın lutuflarını anın, yeryüzünde fesâdçılar olup taşkınlık yapmayın!’ Onun kavminden büyüklenen ileri gelenleri de kendileri nce hor görülenlere, onla-nn içinden îmân edenlere şöyle dediler: ‘Siz Salih’in gerçekten Rabb’i katından gönderilmiş bir peygamber olduğunu biliyor musunuz?’ Onlar da: ‘Biz’ dediler, ‘Doğrusu onunla ne gönderildiyse ona îmân edicile- , S riz’. (Yine) o kibirlene n kimseler: “Biz, doğrusu o sizin îmân ettiğinizi inkâr ile kâfir olanlarız’ dediler. Derken o dişi deveyi, ayaklarını keserek öldürdüler, Rabb’lerinin emrinden uzaklaşıp isyan ettiler ve: ‘Salih, eğer sen gönderilmiş peygamber lerden isen, bizi tehdîd edip durduğun azabı getir bize’ dediler. Bunun üzerine onları şiddetli bir sarsıntı tutuverdi de yurtlarında dizüstü çöken kimseler oldular. O da onlardan yüz çevirdi ve (kendi kendine) şöyle dedi: ‘Ey kavmim, and olsun ki, ben size Rabb’imin elçiliğini tebliğ etmişimdir. Size nasihat etmişimdir. Fakat siz nasîhatçileri sevmezsin iz ki” (el-A’râf: 73-79)    3178
2O-Bâb: “Yoksa (ey Yahudiler), ölüm Ya’kûb’un önüne geldiği zaman siz
de orada hazır mı idiniz?” (el-Bakara: 133)……… ……… ……… ……… .   3182
21-Yüce Allah’ın şu kavli babı: “And olsun ki, Yûsuf’un ve kardeşlerinin
kıssalarında soranlar için nice ibretler vardır” (Yûsuf: 7)……… …..   3183
22-Yüce Allah’ın şu kavli babı: “Eyyûb’u da (hatırla). Hani o Rabb’ine: ‘Hakikat bana derd çattı. Sen ise acıyanların en acıyanısın’ diye niyaz etmişti” (el-Enbiyâ: 83)……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ..   3190
23-Yüce Allah’ın şu kavli babı: “Kitâb’da Musa’yı da an. Çünkü o, ihlâsa erdirilmişti. Rasûl bir peygamber di. Biz ona Tûr’un sağ yanından nida ettik. Onu çok münâcât eden bir kimse olarak yaklaştırdık. Ona merhameti mizden dolayı kardeşi Harun’u da kendisine bir peygamber olarak ihsan ettik.” (Meryem: 51-53)……… ……… ……… ……… ……   3191
24-Bâb: “Fir’avn ailesinde n olup îmânını gizlemekt e bulunan bir mü’min de şöyle dedi: “Siz bir adamı, Rabb’im Allah’tır demesiyle öldürür müsünüz? Hâlbuki o size Rabb’inizden apaçık mu’cizeler de getirmiştir. Bununla beraber, eğer o bir yalancı ise, yalanı kendine. Eğer doğru söyleyici ise, sizi tehdîd edegeldiği azabın bir kısmı olsun sizi çarpar. Şübhesiz Allah, haddi aşan, yalancı olan kimseyi muvaffak kılmaz” (el-Mü’min: 28)……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……   3192
25-Aziz ve Celîl Allah’ın şu kavli babı: “Musa’nın haberi geldi mi sana? Hani o, bir ateş görmüştü de ailesine: Siz (burada) durun. Hakikat ben bir ateş gördüm. Belki ondan size bir kor getirir yâhud ateşin yanında bir yol (gösterici) bulurum, demişti. İşte Mûsâ; ona gelince kendisine şöyle nida olundu: ‘Ey Mûsâ! Şübhesiz benim, ben senin Rabb’in! Haydi pabuçlarını çıkar! Çünkü sen mukaddes bir vâdîde Tûvâ’dasın” (Tâhâ: 9-12)……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……    3194
26-Yüce Allah’ın şu kavilleri babı: “Mûsâ’nm haberi geldi mi sana…” (Tâhâ: 9); “Öyle rasûller gönderdik ki, kıssalarım hakikat önceden sana bildirdik . Yine- öyle rasûller yolladık ki, sana onların kıssalarını haber vermedik. Allah Musa’ya da, hitâb ile konuştu” (en-Nisâ: 164)    3197
27-Yüce Allah’ın şu kavli babı: “Mûsâ ile otuz gece sözleştik ve ona bir on gece daha kattık. Bu suretle Rabb’inin ta’yîn buyurduğu vakit kırk gece olarak tamamlandı. Mûsâ, kardeşi Harun’a dedi ki: Kavminin içinde benim yerime geç, ıslâh et, fesâdçıların yoluna uyma! Vaktâ ki Mûsâ ia’yîn ettiğimiz vakitte geldi, Rabb’i ona ilâhî sözünü söyledi. Mûsâ dedi ki: Rabb’im, göster bana Seni göreyim! buyurdu: “Beni kat’iy-yen göremezsin. Fakat şu dağa bak. Eğer o, yerinde durabilir se sen . de beni görürsün.” Derken Rabb’i o dağa tecellî edince, onu paramparça ediverdi. Mûsâ da baygın yere düştü. Ayıhnca dedi ki: ‘Seni tenzih ederim. Tevbe ettim sana. Ben îmân edenlerin, ilkiyim'” (el-A’râf: 142-144)……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… …….   3200
28-Seyiden olan Tûfân babı………………….:……… ……… ……… ……… ……… …   3201
29-Hızır’la Mûsâ aleyhima’s-selâm hadîsi babı…………………………………   3202
30-Bâb ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… …….    3210
3l-Bâb: “İsrâîl oğulları’nı denizden geçirdik. Şimdi putlarının önünde ta-pagelen bir kavme rastgeldi ler: ‘Yâ Mûsâ, onların nasıl tanrıları varsa, sen de bize öyle bir tanrı yap, dediler. Mûsâ: Siz cidden ne cahillik eder bir kavimsini z. Şübhe yok ki, bunların içinde bulundukl arı dîn helake mahkûmdur. (İbâdet diye) yapmakta oldukları nesne de boşunadır, dedi” (el-A’râf: 138-139)……… ……… ……… ……… ……… ………    3212.
32-Bâb: “Bir zaman da Mûsâ, kavmine: “Allah size herhalde bir inek boğazlamanızı emrediyor’ demişti. Onlar: ‘Bizi eğlence mi ediyorsun?’ demişlerdi. Mûsâ da: Ben câhillerden olmaktan Allah’a sığınırım’ de-
rriişti. Yine demişlerdi ki: ‘Bizim için Rabb’ine duâ et de onun ne ol-          ‘ dugunu bize iyice açıklasın’. Mûsâ da: ‘Allah diyor ki; ‘O, ne çok yaşlı, ne de pek genç değil; ikisi ortası bir dinç inektir. Artık emrolunduğu-nuz şeyi yapın’ demişti. (Tekrar) şöyle söyledilerdi: ‘Bizim için Rabb’ine duâ et de, o nedir, apaçık anlatsın bize. Çünkü bizce birçok inekler birbirine benziyor. Allah dilerse muvaffak oluruz’. Mûsâ şöyle dedi: ‘Rabb’im buyuruyor ki: O, ne boyunduruğa koşulup arazî sürecek, ne ■ i ekin sulayacak bir inek değildir. Salmadır (yâhûd: Ayıptan salimdir). Hiçbir alacası da yoktur. Onlar: ‘İşte şimdi hakikati getirdin (vasfını tastamam bildirdin), dediler. Bunun üzerine o ineği boğazladılar ki, az kaldı bunu yapmayaca klardı. Hani siz bir kimse öldürmüştünüz de onun (kaatili) hakkında birbirini zle atışmıştıniz. Hâlbuki Allah sizin gizleyece k olduğunuz şeyi açığa vurandı. Onun için biz: Ona (Öldürülen o adama, kesilen ineğin) bir parçasıyle vurun, demiştik. İşte Allah -böylece ölüleri diriltir, size âyetlerini gösterir. Gerek ki aklınızı başınıza alasınız” (el-Bakara: 67-73)……… ……… ……… ……… ……… ……… ..   3214
33-Bâb: Musa’nın vefatı ve vefatından sonrasının zikri…. ……… ……… ..   3215
34-Yüce Allah’ın şu kavli babı: “Allah îmân edenlere de Fir’avn’ın karısını bir misâl olarak îrâd etti. O vakit (bu kadın): ‘Ey Rabb’im, bana nezdinde, cennetin içinde bir ev yap. Beni Fir’avn’dan ye onun (fena) amelinden kurtar. Beni o zâlimler güruhundan selâmete çıkar’ demişti. Namusunu muhkem bir kal’a gibi muhafaza eden İmrân kızı Meryem’i de (Allah bir ismet numunesi olarak îrâd etti). Biz bundan dolayı ona ruhumuzda n üfürdük. O, Rabb’inin kelimeler ini ve kitâb-larmı tasdik etli. İtaat edenlerde ndi o” (et-Tahrîm: 11-12)……… ….   3218
35-Bâb: “Hakîkaten Kaarûn, Musa’nın kavminden di. Fakat onlara karşı serkeşlik etti o. Biz ona öyle hazîneler verdik ki, anahtarla rı güçlü kuvvetli bir cemâate ağır geliyordu . O vakit kavmi ona şöyle demişti: ■ ‘Şımarma, çünkü Allah şımarıkları sevmez. Allah’ın sana verdiği (maldan harcamakl a) âhiret yurdunu ara. Dünyâdan nasîbini de unutma. Allah’ın sana ihsan ettiği gibi, sen de insanlara ihsanda bulun. Yeryüzünde fesâd arama. Çünkü Allah fesâdçıları sevmez’. Kaarûn dedi ki: “Bu servet bana ancak bende olan ilim sayesinde verilmiştir’. (O madem ki âlimdi) kendisind en evvelki nesillerd en kuvvetçe daha üstün, cem’iyyelçe de daha kuvvetli kimseleri Allah’ın hakîkaten helak etmiş olduğunu bilmedi mi? Mücrimlerden günâhları sorulmaz. Derken zîneti cinde kavminin karşısına çıktı. Dünyâ hayâtını arzu edenler: ‘Ne olurdu Kaarûn’a verilen (şu zenginlik) gibi bizim de olsaydı. O hakîkat büyük bir bahtiyardır’ dediler. Kendileri ne ilim verilenle r de: ‘Yazık olsun size! Allah’ın sevabı, îmân ve iyi amel eden kimseler için daha hayırlıdır. Buna da sabredenl erden başkası kavuşturulmaz’ dediler. Nihayet biz onu da, sarayını da yere geçiriverdik. Artık Allah’a karşı kendisine yardım edecek hiçbir cemâati de yoktu onun. Bizzat kendini müdâfaa edecekler den de değildi o. Dün onun mevkiini temennî edenler, sabahleyi n şöyle diyorlardı: ‘Vay, demek ki Allah, kullarından kimi dilerse onun rızkını yayıyor, daraltıyor. Allah bize lûtfetmeseydi, bizi de muhakkak batırmıştı. Vay, demek ki hakîkat şudur: Kâfirler asla felah bulmaz!” (el-Kasas: 76-82)……… ……… …….   3219
36-Yüce Allah’ın şu kavli babı: “Medyen’e de kardeşleri Şuayb’i gönder-
dik. Dedi ki: ‘Ey kavmim, Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir tanrınız yoktur. Ölçeği, tartıyı eksik tutmayın. Ben sizi hakîkat bir ni’-met içinde görüyorum. Şübhesiz ki ben bir gün hepinizi çepçevre kuşatıcı bir azâbdan korkuyoru m. Ey kavmim, ölçekte ve tartıda adaleti . yerine getirin. İnsanların eşyasını eksiltmey in. Yeryüzünde fesâdçı-lar olarak fenalık yapmayın. Eğer mü’min kimseler iseniz, Allah’ın halâlinden bıraktığı kâr sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin üzerinizde bir bekçi de değilim!’ Dediler ki: ‘Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeylerden, yâhud mallarimu da ne dilersek onu yapmamızdan vaz geçmemizi sana namazın mı emrediyor? Çünkü sen, muhakkak ki sen, yumuşak huylu, aklı başında bir adamsın’. ‘Ey kavmim’ dedi, ‘Ya ben
t;j_  Rabb’imden apaçık bir burhan üzerinde isem, ve O, bana kendisind en güzel bir rızk ihsan etmiş ise, buna ne dersiniz? Size ettiğim ya-sağa, ben kendim size muhalefet etmek İstemiyorum ki. Ben gücümün yettiği kadar ıslâhdan başka birşey arzu etmem. Benim muvaffakıye-8  tim ancak Allah’ın yar dimiyledi r. Ben yalnız O’na güvenip dayandım ve yalnız O’na dönerim. Ey kavmim, bana olan düşmanlığınız, Nûh kavminin, ya Hûd kavminin yâhud Salih kavminin başlarına gelenler .   gibi, size musibet yüklemesin. Lût kavmi de sizden uzak değil. Rabb’-■    inizden mağfiret dileyin. Sonra O’na tevbe ile rucû” edin. Çünkü Rabb’im çok merhamet edicidir, çok sevendir’. Dediler ki; ‘Ey Şuayb, biz *   senin söylemekte olduğundan birçoğunu iyice anlamıyoruz. Seni de içimizde cidden zaîf görüyoruz. Eğer kabilen olmasaydı, muhakkak ki seni taşla öldürürdük. Sen bizden üstün bir şeref sahibi değilsin ki…’ Şuayb: ıEy kavmim’ dedi, ‘Size göre benim kabilem mi Allah’tan daha şereflidir ki, onu arkanıza atılmış bir şey edindiniz? Benim Rabb’im şübhesiz ne yaparsanız çepçevre kuşatıcıdır. Ey kavmim, elinizden geleni yapın. Ben de vazîfemi yapacağım. Yakında bileceksi niz j    ki, kendisini rüsvây edecek azâb kime gelecekti r ve o yalancı kimdir? (O azabı) gözetleyin; ben de sizinle beraber gözetleyiciyim’. Vaktâ ki (azâb) emrimiz geldi. Hem Şuayb’ı, hem onun maiyyetin de îmân etmiş olanları bizden bir rahmet olarak kurtardık. Zulmedenl eri ise korkunç bir ses yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar (helak
1*1 oldular). Sanki onlar zâten orada oturmamışlardı. Haberiniz olsun ki, Semûd ilâhî rahmetten nasıl uzaklaştıysa, Medyen kavmine de Öylece bir uzaklık (verildi)” (Hûd: 84-95)……… ……… ……… ……… ……… …   3221
37-Yüce Allah’ın şu kavli babı: “Yûnus da hiç şübhesiz gönderilen peygamber lerdendi. Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı. Derken kur’a çekmişlerdi de o da mağlûblardan olmuştu. O, kınanmış bir hâlde iken kendisini hemen bir balık yutmuştu. Eğer çok tesbîh edenlerde n olmasaydı, herhalde (insanların) tekrar diriltile cekler! güne kadar onun karnında kalıp gitmişti. İşte biz onu, kendisi de hasta olarak, açık bir yere çıkarıp bıraktık. Üzerine sakı olmayan cinsten gölgelik bir nebat bitirdik. Onu yüzbine peygamber gönderdik. Hattâ artıyorlardı da. Nihayet ona îmân ettiler de kendileri ni bir zamana kadar geçindirdik” (es-Sâffât: 139-148). “Sen şimdilik Rabb’inin hükmüne sabret. O balık sahibi (Yûnus Peygamber) gibi olma. Hatırla ki o, gamla dolu olarak duâ etmişti. Eğer Rabb’inden ona bir ni’met erişmiş olmasaydı, o mutlakaa çıkarıldığı o çırılçıplak yere kınanmış bir hâlde atılacaktı. Bunun ardından Rabb’i onu seçti de kendisini sâlihlerden yaptı” (el-Kalem: 48-50)……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… …….    ?223
38-Bâb: “Onlara, denizin yanındaki o kasabayı sor. Hani oranın ahâlîsi cumartesi gününün hürmetini bozarak haddi aşmışlardı. Çünkü cu-     , martesi ta’tîli yaptıkları gün balıklar akın akın meydana çıkarak yanlarına geliyordu . Cumartesi ta’tîli yapmayaca kları gün ise gelmiyord u. İşte biz, itaatten çıkmakta olduklarından dolayı kendileri ni böylece     ^ imtihan ediyorduk . Hani içlerinden bir ümmet: ‘Allah’ın kendileri ni     ‘; helak edeceği veya çetin bir azâb ile cezalandıracağı bir kavme ne     % diye öğüt veriyorsu nuz?’ dediği zaman o va’z edenler de: ‘Rabb’imi-ze (özür dilemeye yüzümüz olsun) için. Umulur ki sakınırlar’ demiş-     ( lerdi Vaktâ ki onlar artık edilen va’zları unuttular, biz de kötülükten     . vazgeçirmekte sebat edenleri selâmete çıkardık. Zulmedenl eri ise yap-    /’ makta oldukları fisklar yüzünden şiddetli bir azâb ile yakaladık. Bu     ‘-suretle onlar serkeşlik ederek yasak edileni yapmakta ısrar edince kendileri ne: Hor ve zelîl maymunlar olun! dedik” (el-A’râf: 163-166)    3227
39-Yüce Allah’ın şu kavli babı: “Ve Davud’a Zebur’u verdiğimiz gibi şüb-
hesiz sana da vahyettik” (en-Nisâ: 163)……… ……… ……… ……… ……..   3228
4O-Bâb: “Allah’a en sevimli olan namaz, Dâvûd namazıdır. Allah’a en sevimli olan oruç da Dâvûd Peygamber’in orucudur. Dâvûd, gecenin yansında uyurdu ve gecenin üçte birinde namaz kılardı. Gecenin altında birinde yine uyurdu. Dâvûd bir gün oruç tutar, bir gün de tutmazdı” ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……    3231
41-Bâb: “Onların diyecekle rine sabret. Kulumuzu; o kuvvet sahibi Dâ-vûd’u hatırla. Çünkü o dâima (Allah’ın rızâsına) dönen bir zât idi. Gerçek biz dağları “kendisine musahhar kıldık ki, bunlar akşamleyin ve kuşluk vakti onunla birlikte durmadan tesbîh ederlerdi . Toplanıp gelen kuşları da (kendisine râm ettik); her biri itaatle ona dönücü idi.
<       Onun mülkünü de kuvvetlen dirdik. Ona hikmet ve fasl-ı hitâb verdik”
(Sâd: 17-20)……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… .    3232
42-Yüce Allah’ın şu kavilleri babı: “Biz Davud’a oğlu Süleyman’ı ihsan ettik. Süleyman ne güzel kuldu! Çünkü o, dâima Allah’a dönendi. Hani ona öğleden sonra bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağı üzerinde duran sür’atli koşu atları gösterilmişti de: ‘Gerçek ben mal sevgisine (sırf) Rabb’imi zikretmek için düştüm’ demişti. Nihayet (bu atlar) perdenin arkasına gizlenmişlerdi. ‘Onları bana döndürün’ dedi. Hemen ayaklarını, boyunlarını okşamaya, taramaya başladı. And olsun biz Süleyman’ı imtihan da ettik. Tahtının üstüne bir cesed bırakıverdik. Sonra o yine (eski hâline) döndü. Dedi ki: ‘Ey Rabb’im, beni mağfiret eyle, bana öyle bir mülk (ve saltanat) ver ki o, benden başka hiçbir kimseye lâyık olmasın. Şübhesiz bütün murâdlan ihsan eden Sensin Sen!’ Bunun üzerine biz de ona rüzgârı musahhar ettik ki, bu, onun emriyle, onun dilediği yere yumuşacık akar giderdi. Şeytânları, (onlardan) her bina ustasını, her dalgıcı, bukağılara bağlanmış olan diğerlerini de (emrine râm ettik): Bu, bizim vergimizd ir. Artık (dilediğine) he-sâbsız ver yâhud tut (dedik). Şübhe yok ki indimizde onun mutlak bir yakınlığı ve dönüp geleceği yer güzelliği de vardır” (Sâd: 30-40). “Süleyman’a da rüzgârı (musahhar kıldık) ki, sabahı bir ay(hk yol), akşamı bir aydı. Erimiş bakır ma’denini ona sel gibi akıttık. Önünde Rahb’inin izniyle iş gören bâzı cinnler de vardı. İçlerinden kim bizim emrimizde n ayrılıp saparsa ona çılgın azâbdan (attırırdık. O, kalelerde n, heykeller den, büyük havuzlar gibi çanaklardan sabit sabit ka-
zanlardan ne dilerse, kendisine yaparlardı. Ey Dâvûd Hanedanı, si? Allah’a şükr için çalışın. Kullarımdan (hakkiyle) şükreden azdır. Sonra biz ona ölüm hükmünü infaz edince (dayandığı) asasını yemekte olan ağaç kurdundan başka birşey bunun ölümünü onlara göstermedi. Bu suretle yere kapanıp yıkıldığı zaman besbelli oldu ki, eğer cinnler gaybı bilmiş olsalardı, öyle horlayıcı bir azâb içinde kalıp durmazlar dı” (Se-be’: 12-14). “Şeytanların, Süleyman’ın mülkü aleyhine uydurup ta’-kîb ettikleri şeylere (yalanlara) uydular. Hâlbuki Süleyman asla kâfir olmadı. Fakat o şeytânlar kâfirdirler ki, insanlara büyücülüğü ve Bâ-bil’deki iki meleğe; Hârût ve Mârût’a indirilen şeyleri Öğretiyorlardı…” (el-Bakara:   102)……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… …   3235
43-Yüce Allah’ın şu kavli babı: “Andolsun ki biz Lukmân’a, Allah’a şükret diye hikmet verdik. Kim şükrederse, ancak kendi fâidesi için şükreder. Kim de nankörlük ederse, hiç şübhe yok ki, Allah ganîdir, her hamde O lâyıktır. Hani Lukmân oğluna, ona öğüt verirken şöyle demişti: Oğulcağızım, Allah’a ortak koşma. Çünkü şirk elbette büyük bir zulümdür. Biz insana ana babasını tavsiye ettik. Onun anası kendisini za’f üstüne za”f ile taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl (sürmüştür). Bana ve ana babana şükret. Dönüşün ancak banadır. Eğer onlar sence ilimde (yeri) olmadık herhangi birşeyi bana eş tutman üzerinde seni zorlarlar sa kendileri ne itaat etme. Onlarla dünyâda iyi geçin. Bana dönenlerin yoluna uy. Nihayet dönüşünüz ancak banadır. O vakit ben de size ne yapıyordunuz, haber veririm. Oğulcağızım, hakikat (yaptığın iyilik ve kötülük) bir hardal tanesi kadar olsa da bir kaya içinde, ya göklerde, yâhud yerin dibinde (gizlenmiş) olsa bile Allah onu getirir. Çünkü Allah lâtiftir, hakkiyle haberdârdır. Oğulcuğum, namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten vazgeçirmeye çalış. Sana isabet eden herşeye katlan. Çünkü bunlar kat’î surette farz edilen işlerdendir. İnsanlardan yüzünü çevirme. Yeryüzünde şımarık yürüme. Zîrâ Allah her büyüklük taslayanı, kendini beğenip öğüneni sevmez. Yürüyüşünde mu’tedil ol. Sesini alçalt. Seslerin en çirkini hakikat eşeklerin anırışıdır” (Lukmân: 12-19)……… ……… ……… ……… ……… ..   3239
44-Bâb: “Onlara o şehir sahîblerini misâl getir. Hani oraya elçiler gelmişti. Biz o zaman kendileri ne iki elçi göndermiştik de onları tekzîb etmişlerdi. Biz de bir üçüncü ile (bunları) kuvvetlen dirmiştik ve: ‘Biz : size gönderilmiş elçileriz” demişlerdi. Onlar: ‘Siz, bizim gibi insandan başka kimseler değilsiniz. Hem Rahman hiçbirşey indirmemiş-4′ tir. Siz yalan söyler kimselerd en başkası değilsiniz’ dediler. Elçiler şöyle dediler: ‘Rabb’imiz biliyor ki,-biz hakîkaten size gönderilmiş elçileriz. Bizim üzerimize (vazife) apaçık tebliğden başkası değildir’. Onlar dediler: ‘Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzl andık. Eğer vazgeçmezseniz, and olsun, sizi mutlak taşlarız. Bizden size muhakkak acıklı bir işkence de dokunur’. Onlar da: ‘Sizin uğursuzluğunuz kendi berâberinizdedir! Size nasihat edilirse mi (bunu uğursuzluk sayacaksınız)? Hayır siz haddi aşıp taşanlar güruhusunuz? dediler. Ö şehrin en uç kenarından koşarak bir adam geldi: “Ey kavmim’ dedi, ‘Uyun o gönderilmiş olanlara. Uyun sizden hiçbir ücret istemeyen o kimselere . Onlar hidâyete ermiş zâtlardır. Ben beni yaratana neden kulluk etmeyecek misim? Sizler ancak O’na döndürüleceksiniz. Ben O’ndan başka tanrılar edinir miyim? Eğer o çok merhamet edici Al-
lah bana bir zarar yapmak isterse, onların (iddia ettiğiniz) şefaati ba-    * na hiçbir fâide vermez. Onlar beni asla kurtarama zlar. Şübhesiz ben     ı o takdirde de mutlak apaçık bir sapıklık içindeyimdir. Gerçek ben Rabb’inize îmân ettim. İşte bunu benden duyun’. (Ona:) ‘Gir cennete’     * denildi. (O da:) ‘Ne olurdu’ dedi, ‘Kavmim bilselerd i, Rabb’imin beni     * mağfiret ettiğini, beni ikram edilenler den kıldığını!’ Ondan sonra kavminin üzerine gökten hiçbir ordu indirmedi k, indiricil er de değildik. (Onların ukubeti) bir tek sayhadan başka değildi. Artık hemen sönüverdiler” (Yâsîn: 13-29)……… ……… ……… ……… ……… ……… ………     3241
45-Yüce Allah’ın şu kavli babı: “Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd. Bu, kulu Zekeriy-yâ’ya Rabbi’nin gizlice niyaz ettiği zaman demişti ki: ‘Ey Rabb’im, ha-kîkat ben… Benim kemiğim yıprandı. Başımın saçı tutuştu. Ey Rabb’im,          ‘
ben sana ne düâ etmişsem bedbaht (ve mahrum) olmadım. Hakikat
_j ben, kendimden sonra yerine gelecek akrabamda n endîşeye düştüm. Karım da kısırdır. Binâenaleyh bana, tarafından (ve kendi sulbümden) bir oğul ihsan et. Ki bana da mîrâsçı olsun, Ya’kûb Hânedânı’na
I       da mîrâsçı olsun. Rabb’im sen onu rızâna kavuştur!’ (Allah buyurdu:) ‘Ey Zekeriyyâ, hakîkaten sana Yahya adında bir oğul müjdeleriz ki, bundan evvel biz ona hiçbir (kimseyi) adaş yapmamıştık’. Dedi: ‘Rabb’im benim nasıl oğlum olur ki? Karım bir kısırdır. Ben ise ihtiyarlığın son haddine varmışımdır’. (Melek) dedi: ‘Öyledir. Fakat Rabb’in bu-yurdu ki – o, bana göre pek kolay. Daha evvel sen hiçbirşey değilken ben seni yaratmışımdır’. Dedi: ‘Rabb’im, bana (bu hususta) bir nişan ver’. Buyurdu: ‘Senin nişanın sapasağlam iken üç gece insanlarl a      ; konuşamamandır’. Derken (Zekeriyyâ) mescidind en kavminin karşı-     ” sına çıkıp, onlara: ‘Sabah akşam tesbîh edin’ diye işaret verdi. (Yah-     (i yâ’yı ihsan ettik ve ona çocukluğunda:) ‘Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut'(dedik). Henüz sabî iken ona hikmet verdik. Tarafımızdan ona bir kalb yumuşaklığı ve temizlik verdik. O, çok muttaki idi. Anasına ba-
,;) basına da itaatli idi. Bir serkeş ve âsî değildi. Dünyâya getirildiği gün de, öleceği gün de, diri olarak kaldırılacağı gün de ona selâm olsun” (Meryem: 1-15)……… ……… ……… ……… ..’……… ……… ……… ……… ……… …   3243
46-Yüce Allah’ın şu kavli babı: “Kitâbda Meryem kıssasını da an. Hani o, ailesinde n ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti. Sonra onların önünde bir perde edinmişti. Derken biz ona ruhumuzu göndermiştik de, o, kendisine yaratılışı tam bir beşer şeklinde görünmüştü. Meryem ona dedi ki: ‘Doğrusu ben senden Rahman olan Allah’a sığınırım. Eğer sen hakkıyle sakınan isen (çekil yanımdan). Rûh da: ‘Ben ancak sana pâk bir oğlan vermeye vesile olmak için Rabb’inin gönderdiği elçiyim’ dedi. O: “Benim nasıl bir oğlum olacakmış; evlenmedi m, bana bir beşer dokunmamıştır. Ben iffetsiz de değilim’ dedi. Rûh: ‘Öyledir. Fakat Rabb’in buyurdu ki: O bana göre pek kolay. Çünkü biz onu insanlara bir âyet ve tarafımızdan bir rahmet kılacağız. Zâten iş olup bitmiştir’. Nihayet ona gebe kalıp bununla uzak bir yere çekildi. Derken çocuğun sancısı onu bir hurma ağacına dayanmaya şevketti: ‘Keski bundan evvel öleydim, unutulup gideydim’ dedi. Aşağısından ona şu nida geldi: ‘Tasalanma, Rabb’in senin alt yanından bir su arkı vücûda getirmiştir. Hurma ağacını kendine doğru silk, üstüne derilmiş taze hurma dökülecektir, Artık ye, iç. ‘Gözün aydın olsun. Eğer beşerden herhangi birini görürsen: Ben Rahman olan Allah’a
oruç adadım. Onun için bu gün hiçbir kimseye kat’iyyen söz söylemeyeceğim, de. Derken onu yüklenerek kavmine getirdi. Dediler: ‘Hey Meryem, and olsun sen acîb birşey yapmışsın. Ey Harun’un kızkar-deşi, senin baban kötü bir adam değildi. Anan da iffetsiz bir kadın değildi!’ Bunun üzerine Meryem, îsâ’yı işaret etti. ‘Biz henüz beşikte bulunan bir sabî ile nasıl konuşuruz?’ dediler. (îsâ dile gelip) dedi ki: ‘Ben hakikat Allah’ın kuluyum. O bana kitâb verdi. Beni peygamber yaptı. Beni her nerede bulunursa m mübarek kıldı. Bana, ben hayâtta oldukça namazı, zekâtı emretti. Beni anneme hürmetkar kıldı. Beni bir zorba, bir bedbaht olarak yaratmadı. Dünyâya getirildiğim ■ gün de, öleceğim gün de, bir diri olarak (kabrimden) kaldırılacağım gün de selâm (ve selâmet) benim üzerimedir’. İşte hakkında şekk ve ihtilâf etmekte oldukları Meryem oğlu îsa, Hakk kavlince budur” (Meryem: 16-34). “Gerçek, Allah Âdem’i, Nuh’u, İbrahim Hânedânı’nı, İm-rân ailesini hepside birbirind en gelme tek bir zürriyet olarak âlemlerin üzerine seçilmiş kıldı. Allah hakkıyle işitici, kemâliyle bilicidir . Hani İmrân’ın karısı (Hanne): ‘Rabb’im, karnımdakini âzâdlı bir kul olarak sana adadın*. Benden olan bu adağı kabul et. Şübhesiz hakkıyle işiten, kemâliyle bilen Sensin Sen’ demişti. Fakat onu kız doğurunca, Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilici iken: “Rabb’im, hakîkat ben onu kız olarak doğurdum. Erkek, kız gibi değildir. Gerçek ben adını Meryem koydum. Ben onu da, zürriyetini de o taşlanmış şeytândan sana sığındırırım’ dedi. Bunun üzerine Rabb’i onu iyi bir rızâ ile kabul etti. Onu güzel bir nebat gibi büyüttü. Zekerriyyâ’yı da ona bakmaya me’mûr etti. Zekeriyyâ ne zaman (kızın bulunduğu) mihraba girdiyse, onun yanında bir yiyecek buldu. ‘Meryem, bu sana nereden (geliyor)?’ dedi. O da: ‘Bu, Allah tarafından. Şübhe yoktur ki, Allah kimi dilerse ona sayısız rızik verir’ derdi” (Âlu İmrân: 33-37). “Hani melekler: ‘Ey Meryem, şübhesiz ki Allah sana seçkin bir hususiyet ,,,.„ verdi. Seni tertemiz büyüttü. Seni âlemlerin kadınları üzerine seçkin A’ kıldı’ demişti. ‘Ey Meryem, huşu’ ile Rabb’inin dîvânına dur, secdeye kapan, rükû’ edenlerle beraber eğil (cemâatle namaz kıl)’. Bunlar sana vahyetmek te olduğumuz gayb haberleri ndendir. Meryem’i onlardan hangisi himayesin e alacak diye kalemleri ni atarlarke n sen yanlarında değildin. Çekişirlerken de yine yanlarında yoktun. Melekler: Ey Meryem, Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdeliyor…” (Âlu İmrân: 42-45)……;……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ….    3246
47-Bâb: “Hani melekler: ‘Ey Meryem, şübhesiz ki, Allah sana seçkin bir özellik verdi. Seni tertemiz büyüttü. Serii âlemlerin kadınları üzerine seçkin kıldı, demişti. Ey Meryem; huşu’ ile Rabb’in dîvânına dur, secdeye kapan. Rükû’ edenlerle beraber rükû et. (Yâ Muhammed!) Bunlar sana vahyetmek te olduğumuz gayb haberleri ndendir. Meryem’i onlardan hangisi himayesin e alacak diye kalemleri ni atarlarke n, sen yanlarında değildin. Çekişirlerken de yine yanlarında yoktun” (Alu İmrân: 42-44)……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……..   3249
48-Yüce Allah’ın şu kavli babı: “Hani melekler: Ey Meryem, şübhesiz ki, Allah sana seçkin bir hususiyet verdi. Seni tertemiz büyüttü. Seni âlemlerin kadınları üstüne seçilmiş kıldı, demişti. Ey Meryem, huşu’ ile Rabb’inin dîvânına dur, secdeye kapan, Allah’a rükû’ edenlerle beraber eğil (cemâatle namaz kıl). (Yâ Muhammed!) Bunlar sana vahyet-
mekte olduğumuz gayb haberleri ndendir. Meryem’i onlardan hangisi    ;
himayesin e alacak diye kalemleri ni atarlarke n sen yanlarında değil-     >
din. Bu hususta çekişirlerken de yine yanlannda yoktun. Melekler:     ;
‘Ey Meryem, Allah sana kendinden bir kelimeyi müjdeliyor. Adı îsâ,     ,
(lakabı) Mesîh, (sıfatı) Meryem oğlu’dur. Dünyâda da, âhirette de şâ-    j
nı yücedir. Allah’a çok yakınlardandır da. Beşiğinde de, yetişkinlik    $
hâlinde de insanlara söz söyleyecektir, sâlihlerdendir’ dediği zaman    f
da (sen yanlannda değildin). Meryem dedi ki: ‘Hey Rabb’im, bana bir    i
beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olabilir?1 Allah dedi: Öyle;    # i
(       fakat Allah ne dilerse yaratır. Bir işe hükmedince ona ancak ‘Ol!’ der,    i
o da oluverir. Allah ona yazmayı, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i öğretecek,    g
Onu İsrâu oğullan’na peygamber gönderecek. (Onlara şöyle diyecek:)    g
Hakikat ben size Rabb’inizden bir âyet getirdim. Hakikat ben size ça-    j|
murdan kuş biçimi gibi birşey yapar, ona üfürürüm de Allah’ın izniy-   ^
le derhâl canlı bir kuş olur. Yine Allah’ın izniyle anadan doğma körü   ^
ve abraşı iyi eder, ölüleri diriltiri m. Evleriniz de ne yiyor, ne biriktin-   g
yorsanız size haber veririm. Elbette bunlarda sizin için, eğer îmân   ■ t
edicilers eniz, kat’î birer ibret vardır” (Âlu İmrân: 42-49)……… ……   3250
49-Yüce Allah’ın şu kavli bâbr. “Ey kitâb ehli Qİanlar, dîniniz hususunda  ^ haddi aşmayın. Allah’a karşı hakk olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesîh îsâ yalnız Allah’ın Rasûlü ve kelimesid ir ki, onu Mer-■ yem’e bırakmıştır. O, Allah tarafından yaratılan bir Rûh’tur. Artık Al-1 lah’a ve rasûllerine inanın da (Allah) üçtür demeyin. Kendiniz için 1 hayırlı olmak üzere bundan vazgeçin. Allah, ancak bir tek tanrıdır. ” O herhangi bir çocuğu bulunmakt an münezzehtir. Göklerde ne var, 1 yerde ne varsa hepsi O’nundur. Hakîkî vekîl olmak bakımından da ■.!: bizzat Allah yeter. Ne Mesîh, ne en yakın melekler Allah’ın kulu ol-“*■ maktan asla çekinmezler. Kim O’na kulluktan çekinir ve kibirlenm ek ;  isterse (düşünsün ki Allah) onlann hepsini huzurunda toplayaca ktır” î  (en-Nisâ: 171-172)……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……..   3252
50-Bâb: “Kitâbda Meryem (kıssasını) da an. Hani o, ailesinde n ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti. Sonra onların önünde bir perde edinmişti. Derken biz ona ruhumuzu göndermiştik de o kendisine hilkati tam bir beşer şeklinde görünmüştü..” (Meryem: 16-40)………   3254
51-Meryem oğlu îsâ aleyhima’s-selâmın inmesi babı……………………….   3263
52-îsrâîl oğullan’ndan zikroluna gelen (ibretli ve insanı hayrete düşüren)
hadîsler babı………………………………………………………………………………   3264
1
53-İsrâîl oğulları’nda derisi hasta kimse ile körün ve kelin hadîsi……   3273
54-Bâb: “Sen, bizim âyetlerimiz içinde (yalnız) Kehf ve Rakîm yaranının ibrete şâyân olduklarını mı sandın? Hayır (Öyle değil). O zaman o genç yiğitler mağaraya sığınmışlardı da: ‘Ey Rabb’imiz, bize tarafından bir rahmet ver ve işimizden bizim için bir muvaffaki yet hazırla’ demişlerdi. Bunun üzerine biz nice yıllar onlann kulaklann a (perde) vurduk. Sonra da onları uyandırdık, iki zümreden hangisi bekledikl eri gayeyi daha iyi hesâb edicidir, ayırdedelim diye. (Şimdi) sana onların kıssalarını, hakîkati veçhile anlatalım: Doğrusu onlar Rabb’lerine îmân eden genç yiğitlerdi. Biz de onların hidâyetini artırmıştık. Ve (zâ-
 ^ Um hükümdânn önünde) dikilip de: Bizim Rabb’imiz göklerin ve yerin Rabb’idir. Biz O’ndan başkasına tann demeyiz. Dersek o hâlde
v and olsun ki, hakikatte n uzaklaşmış oluruz. Şunlar, şu bizim kavmimiz O’ndan başka tanrılar edindiler . Bunların üzerine bârî açık bir burhan getirsele rdi ya. Artık Allah’a karşı yalan yere iftira edenler-■        den daha zâlim kimdir? dedikleri zaman, onların kalblerin i (sabır ve
 ■;- sebat ile tamamen Hakk’a) bağlamıştık. (Birbirine şöyle demişlerdi:) Madem ki siz onlardan ve Allah’tan başka tapmakta olduklarından ayrıldınız, o hâlde mağaraya çekilin ki, Rabb’iniz size rahmetind en
. genişlik versin, işinizden de fâide hazırlasın! (Onlara baksaydm) görürdün ki, güneş doğduğu zaman mağaraların sağ tarafına yönelir,
* battığı vakit de onlann sol yanım kesip giderdi. Kendileri İse oranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah’ın âyetlerindendir. Allah kime hidâyet ederse, doğru yola erdirilmiş, kimi de şaşırtırsa artık onun için hiçbir zaman irşâd edici bir yâr bulamazsın. Sen onları uyanık kim-
■      seler sanırsın. Hâlbuki onlar uyuyanlar dır. Biz onlan sağ yanına, sol
;■ yanına gevriyord uk. Köpekleri de mağaranın giriş yerinde iki kolunu uzatmakta idi. Üzerlerine tırmanıp da (hâllerini bir) görseydin mutla-* kaa onlardan yüz çevirir, kaçardın ve her hâlde için onlardan korku ile dolardı. Bunun gibi onları aralarında soruşsunlar diye uyandırdık da içlerinden bir sözcü dedi ki: Ne kadar eğleştiniz? (Bâzıları:) Bir gün yâhud bir günün bir parçası eğleştik, dediler. (Diğerleri de:) Ne kadar eğleştiğinizi Rabb’iniz, daha iyi bilendir. Şimdi siz birinizi bu gümüş para ile şehre gönderin de baksın, onun hangi yiyeceği daha temizse ondan bir rızık getirsin. Çok nâzik hareket etsin, sizi hiçbir kimseye sakın hissettir mesin, dediler. Çünkü onlar size galebe ederlerse sizi ya taşla öldürürler, yâhud sizi zorla kendi dînlerine döndürürler. Bu takdîrde ise ebedî felah bulamazsınız. Böylece’ (kullarımızı ve mü’minleri) onların hâllerine muttali’ kıldık ki, Allah’ın (tekrar dirilteceğine dâir olan) va’dinin şübhesiz bir hakk olduğunu, kıyametin vukuunda da hiçbir şübhe bulunmadığını bilmiş olsunlar. O sırada onlar, bunların işini aralarında nizâ’laşıyorlardı. Bunun üzerine: Onların etrafına bir bina yapın, dediler. Rabb’leri onları daha iyi bilendir. Onların işine gâlib (ve vâkıf) olanlar ise: Mutlakaa yanlannda bir mescid edineceğiz, dediler. (Sayılan) üçtür, dördüncüleri köpekleridir, diyecekle r. Beştir, altıncıları köpekleridir, diyecekle r. Söyle ki: Rabb’im onların sayısını daha iyi bilendir. Onları insanların bâzısından başkası bilemez. O hâlde bunlar hakkında zahirî bir münâkaşadan gayrı ile mücâdele etme. Bunlara dâir hiçbir kimseden fetva da isteme. Hiçbir şey hakkında: Ben bunu herhalde yarın yapacağım, deme. Meğer ki, sözünü Allah’ın dilemesin e bağlamış olasın. Unuttuğun zaman Rabb’ini an ve şöyle de: ‘Umulur ki Rabb’im beni bundan daha yakın bir hayra ve muvaffakıyyete erdirir’. Onlar mağaralarında üçyüz sene eğleştiler. Buna dokuz yıl daha kattılar. De ki: Allah ne kadar eğleştiklerini daha iyi bilendir. Göklerin ve yerin gaybı O’na hâsstır. O ne güzel görendir! Ne güzel işitendir! Bunlann O’ndan başka hiçbir yardımcısı yoktur. O hiçbir kimseyi hükmüne ortak da yapmaz” (el-Kehf: 9-26)……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… …….   3277
55-Hadîsu’l-Gar (= Mağara Hadîsi)……… ……… ……… ……… ……… ……… …   3279
56-Bâb…………………………………………………………………………………………….    3281
61-KITABU’L-MENAKIB                     i
(Menkabele r Kitabı) (148 Hadîs)
1-Yüce Allah’ın şu kavilleri babı: “Ey îmân edenler, hakîkat biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi (sırf) birbirini zle tanışmanız için bü-    ‘ yük büyük cemiyetle re, küçük küçük kabileler e ayırdık. Şübhesiz ki,    „. sizin Allah nezdinde en şerefliniz, takvaca en ileride olanınızdır. Ha-    ‘ kîkaten Allah herşeyi bilen, herşeyden haberdâr olandır.” (el-Hucurât:    ^ 13); “[Ey insanlar, sizi bir tek canlıdan yaratan, ondan da yine onun    * zevcesini vücûda getiren ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar tü-    L reten Rabb’iniz(e karşı gelmek)den çekinin.] Kendisi(nin admı öne sürmek suretiyle birbirini ze dileklerd e bulunduğunuz Allah’tan ve ak-rabâlık(bağlannı kurmak)tan sakının. Çünkü Allah sizin üzerinizde tam bir gözeticidir” (en-Nisâ: 1)……… ……… ……… ……… ……… ……… …   3297
2-Bâb…….,……………………………………………………………………………………..   3301
3-Kureyş kabilesin in menkabele ri babı……………………………………………   3303
4-Bâb: Kur’ân, Kureyş lisânıyle indi….. ……… ……… ……… ……… ……… …..   3308
5-Yemen ehlinin İsmail ibn İbrahim’e nisbet edilmesi babı……………   3309
6-Bâb…………………………………………………………………………………………….    3310
7-Eslem (ibn Efdâ) Gıfâr, Muzeyne, Cuheyne ve ‘Eşca’ kabileler inin zikri
babı…………………………………………………………………………………………….   3312
8-Bâb: “Bir kavmin kızkardeşlerinin oğlu ve bir kavmin himayesin de
bulunan âzâdli kölesi kendileri ndendir”……… ……… ……… ……… ……..   3315
9-Zemzem kıssası babı…………………………………………………………………..   3316
10-Kahtân isminin zikri babı……………………………………………………………   3320
11-Nehyolunan Câhiliyet da’vâsı babı………………………………………………   3320
12-Huzâa kıssası babı………………………………………………………………………   3322
13-Zemzem kıssası ve Arab kavminin cahilliği babı………………………..   3324
14-Kendini İslâm’daki ve Câhiliyet devrindek i babalanna nisbet eden,
yânî onlara âid olduğunu söyleyen kimse babı……………………………   3325
15-Habeş kıssası ve Peygamber(S)’in: “Ey Erfide oğullan!” kavli babı    3327 16-Nesebinin sovülmemesini arzu eden kimse babı…………………………   3328
17-RasûIullah’ın isimleri hakkında gelen haberler ile Yüce Allah’ın şu kavilleri babı: “Muhammed Allah’ın rasûlüdür. Onun maiyyetin de bulunanla r da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametl idirler.. .” (el-Feth: 29); “Meryem oğlu îsâ da bir zaman (şöyle) demişti: Ey İs-râfl oğullan, ben size Allah’ın rasûlüyüm. Benden evvelki Tevrat’ı tasdik edici; benden sonra gelecek bir rasûlü de -ki ismi Ahmed’dir-müjdeleyici olarak geldim…” (es-Saff: 6)……… ……… ……… ……… …….   3329
18-Peygamber’in “Hâtemu’n-Nebiyyîn” ismi babı……………………………..   3330
. 19-Peygamber(S)’in vefatı babı………………………………………………………..   3332
20-Peygamber(S)’in künyesi babı…………………………………………………….   3332
21-Bâb ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……*.   3334
22-Peygamberlik mührü babı…………………………………………………………..   3334
23-Peygamber(S)’i sıfatlamak babı…………………………………………………..   3335
24-Bâb: Peygamber(S)’in gözü uyur, kalbi uyumazdı……………………….   3348
25-İslâm’da peygamber lik alâmetleri babı………………………………………..   3350
26-Yüce Allah’ın şu kavli babı: “Kendileri ne kitâb verdikler imiz O’nu (Pey-gamber’i) öz oğullan gibi tanırlar. Öyle iken içlerinden bir güruh, kendileri bilip durduklan hâlde yine mutlakaa hakkı gizlerler” (el-Bakara:
146)……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……   3402
27-(Mekke’deki) müşriklerin Peygamber(S)’den bir âyet istemeler i ve O’-
nun da kendileri ne Ay’ın İkiye bölünmesini göstermesi babı………   3403
28-Bâb ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… …….   3404
62-KITABU FADAİLİ ASHABİ’N-NEBÎ (S) (Peygamber in Sahâbîlerinîn Faziletle ri Kitabı)
(456 Hadîs)
Ve Müslümanlardan Peygamber ile sohbet eden yâhud O’nu gören kimse, O’muı sahâbilerindendir.
1-Muhâcirler’in menkabele ri ve üstünlükleri babı…………………………..   3413
2-Peygamber(S)’in şu kavli babı: “Ebû Bekr’in kapısmdan başka (mescide açılan) kapılan kapatınız”……… ……… ……… ……… ……… ……… …..   3417
3-Peygamber’den sonra Ebû Bekr’in fazileti babı…………………………..   3418
4-Peygamber(S)’in: “Eğer bir halfl edinecek olaydım…” kavli babı..   3419 5-Bâb ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… ……… …….    3420
6-Kureyş kabilesin in Adiyy ibn Ka’b şu’besine mensûb olan Ebû Hafs
Umer ibnu’l-Hattâb(R)’ın menkabele ri babı…………………………………   3438
7-Kureyş kabilesin den Ebû Amr Usmân ibnu Affân(R)’m menkabele ri
babı…………………………………………………………………………………………….   3450
8-(Umer ibnu’l-Hattâb’dan sonra) bey’at kıssası ve hilâfet işinde sahâ-bîlerin Usmân ibn Affân(ın başkalanndan öne geçirilmesi) üzerinde ittifak etmeleri babı…………………………………………………………………….   3457
9-Kureyş kabilesin in Hâşimî koluna mensûb olan Ebû’l-Hasen Alî ibnu
Ebî Tâlib(R)’in menkabele ri babı………………………………………………..   3467
10-Ca’fer ibn Ebî Tâlib el-Hâşimî(R)’nin menkabele ri babı………………   3473
11-Abbâs ibn Abdilmutt alib(R)’in zikri…. ……… ……… ……… ……… ……… …   3474
3502/Sahîh-i Buhâiî ve Tercemesi                  .       ‘
12-Rasûlullah(S)’ın hısımlarının menkabele ri ve Peygamber’in kızı Fâtı-           ‘t
ma aleyhi’s-selâmın menkabesi babı…………………………………………..   3475 ,„
13-ez-Zubeyr ibnu’l-Awâm(R)’ın menkabele ri babı………………………….   3478 .«*
14-Talha ibnu UbeydilIa h(Ryın zikri babı………………………………………..   3482 ;.


İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: